Profil de ayrisCafe AyRisPhotosBlogListesPlus ![]() | Aide |
|
|
4 novembre Güleriz Ağlanacak Halimize :)1-2 Gün önce sayfamın istatistik bölümünü incelerken bilmediğim bir adresle karşılaştım.
Bu Adres bir forum sayfasına aitti. Merak edip girdim adrese alla alla benim bu forumla ne alakam var ki diye :)
Forumdaki arkadaşlardan sevgili By_SeVdALi_SeHiT
çok sevmiş sanırım ki benim seslendirdiğim İstiklale Gelme şiirini foruma linkimi vermiş. Çok sevindim ve gurur duydum ilk defa yaptığım bi şeyle.
sonra diğer forum kullanıcıları beğenilerini dile getirmiş, nasıl sevindim anlatamam size.Havalara uçtum diyebilirim. Hatta öyle bir havalara girdim ki sormayın.
bu havayla foruma üye oldum ve kendimi tanıtıp teşekkür ettim ve yeni oyun mekanım Atış Poligonumun linkini verdim :)
farklı bir yorum beklerken aldığım yorum şu : Salllllllllaaaaaaaaaa
Sanırım ben olduğuma inanılmadı ya da beğendik tamam ama ne abartıyon kardeşim alla alla anlamında bir yorumdu bu :D
E ne yapalım daha çooookkkkk çalışmam lazımmm çookkkk deyip sineme çekeceğim yani saallllaaaayacağım :)
Dedim ya Gülerim Ağlanacak Halime :)
Hamiş: Bahsettiğim konuya TAM BURDAN ulaşabilirisiniz. Şimdi ben bu yazıyı da oraya kopyalacağım ama neyse SAlllaaaa:D
Kaç kişiyiz biz?Nicedir bu sorunun yanıtını arıyorum.
Yollamış olduğu mail ile bana bu siteyi gösteren sevgili Işıl' a teşekkürlerimle.. 18 juillet Telsiz memuru
Bunu yüz kere yazsak yeridir: 17 juillet Transparan Beyinler!
Merhabalar, Düşünülecek ne kadar çok şey varken, aklımın takılıp, içimin karardığı bir konu üzerinde birkaç şey paylaşmak istedim sizlerle. Gerçi konu demek ne kadar doğru olur bilemiyorum, defalarca tartışılan, konuşulan ve aynı ülkede yaşayan farklı beyinler farklı düşünceler. Öncelikle yaşadığım bir olayı aktarayım sizlere. Yıllardır evimden çıkıp yürüyüş ya da alış veriş için geçtiğim yolda bir otobüs durağı vardır, yanında da bir telefon kulübesi, cep telefonlarımızın olmadığı, bir çoğumuzun bilmem kaç kontörle özgür olmadığı yıllar. Durakta bir sürü başı örtülü İmam Hatip Liseli öğrenci, telefon kulübesinin önünde hep aynı topluluk, kikir kikir, biri telefon ile görüşürken diğerinin ahizeden gelen sesleri duyma çabası, arkadakilerin de başörtülerini çekiştirip kendilerince geliştirdiği fantastik bir oyun, örtülerin altındaki saçların birkaç dakikalığına özgür kalıp durağın selamlık bölümündeki öğrencilerine kur yapma taktiği. Haremlikteki eğlence evlere şenlik. Hep bu sahnedir okul çıkışında yaşanan. Birde evimizin üst tarafındaki koruda, ağaçların arasında yaşananları ben yapmadım okul yıllarımda. Şahit olduğum birçok olaydan sonra, bir gün yine aynı saatlerde o durağın önünden geçerken, kızlardan birinin bana dönerek, bu ve buna benzer lafları defalarca işittiğim cümlelerinden birini kuruyor: -Şuna bak utanmıyor hiç başı açık gezmeye! (sabır taşı kırılıyor) Bu defa selamlık bölümünde bir kahkaha kopuyor, haremliktekilerin bazılarının yüzleri kızarıyor, diğerlerinden zaten beklemiyorum, umarım mesaj yerini bulmuştur diyerek devam ediyorum yoluma, diğer günlerde sadece sırıtmalarla karşılaşıyorum. Anlamıyorum, evet anlamıyorum! Bir şeyleri yapıyorsak neden hakkını veremiyoruz. Anlamak istediğimde şundan doğuyor. Madem sen tam manasıyla kapanmayacaksın, açık olan insanları neden yargılıyorsun. Değil midir, “insanları dinleri, giyinişleri, ibadet şekillerine göre yargılamayacaksın” doğru olan? Sonra neden üniversitelere türbanlı giremiyoruz biz deniyor. Şekilcilik yapar, onun bunun inancına laf yetiştirirseniz bu böyle de devam edecek gibi. Ve ben neden İmam Hatip Lisesi’nin içindeki Atatürk’ün büstünü her gördüğümde bir damla yaş süzülüyor yüreğime doğru. O büstün kirliliğini, ona verilmeyen değeri, ne kadar temizleyebilirim ki ben suyla ve ellerimle, yetkililerin derin uykusu, ailelerin zorla kapatıp okullara yolladığı nice insan, hangisi yüreğinden, içinden gelerek örtüyor o başını? Kaç tanesi? ...
`Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır. Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.`
`Allah Tatbiki Kolay Bir Din Emrediyor: `Herhangi bir konuda, herhangi bir âyete ya da hadise dayanmayan bir biçimde, 'bu iş şöyledir veya böyledir' şeklinde verilen hükümler; yahut geleceğe dönük bir biçimde 'Allah şöyle yapar' gibi verilen indî hükümler; genellikle hep bizim 'hayâlimizdeki ilâha' dayanan indî hükümlerdir! Ve bunlardan dolayı da pişman olmamız büyük bir ihtimal mukadderdir! Öyle ise... Önce, 'hayâlimizdeki TANRIYI' bir yana koyup, 'Âlemlerin Rabbı ALLAH'ı öğrenmek mecburiyetindeyiz! Ne olursa olsun; kimse hakkında bir hüküm vermeyelim ve 'Yaptığının neticesine kendisi katlanacaktır. Hüküm Allah'a aittir' diyerek kişisel yorumları terk edelim. İzindeyiz Atam! Ama ülkemde eskisi gibi söylenmiyor İstiklal Marş’larımız. O da biliyor. Birazdan yine geçeceğim o duraktan, telefon kulübesinin yerinde cep telefonlu özgür insanlar, yine aynı okulun öğrencileri, aynı beyinler .. Elime detarjanı ve suyu alıp, Atatürk büstünü değil, o beyinleri ve o beyinleri örtmeye zorlayan ailelerin düşüncelerini yıkama arzusu var kovamın içinde.
AF Çıksın!
...
Hani vardır ya bazı zamanlar
Boş vermek gelir içimden. Başka şeyler konuşmak, Başka duygulara kapılmak, Delice değişmek isterim; beni ... ... Mümkün diyelim, değişebilmek mümkün. Düşüncelerimizi, davranışlarımızı, değişmesini istediğimiz ne kadar özelliğimiz varsa değiştirmemiz mümkün ..
Değişim yaşaması gereken gerçekten kendimiz miyiz? Başkaları için yaşamaya adanmış kaç yürek var kim bilir, gün geçtikçe ağırlığı artan, neler oluyor, daha nereye kadar başkaları olacak –benden daha- önemli olan.
Belki de herkes başkaları için yaşıyordu hayatını, kendimiz için bir şeyler yapmayalı ne kadar zaman oldu, daha ne kadar daha sürecekti bu. Araya hastalıklar girdiğinde çıkacaktı dostların anlamı, ne kadar yanımızda ve ne kadar bizimle oldukları. Birikmiş acılarımızı serecektik yalnızlığımızın sessiz bahçelerine; kuşların dahi ötmediği, çocukların oynamadığı bahçelere. İçimizdeki uzaklara kaçacaktık alıp başımızı dertlerimizle. Belki de susmakla başlıyordu hata, bizi bu yalnızlığa iten, yeterince anlaşılmayacağımızı düşünerek, içimizde hapsederken başlıyordu yalnızlık. Kim olursa olsun anlatmalıydık. Sustukça artıyordu yalnızlık. Kişiler seçmeye çalışıyorduk. Bizi yeterince tanıyan, yıllardır süren, hep daha iyi anlayacaklarını umduğumuz kişiler. Oysa öyle bir andı ki yaşanan, hani -o kalbimizdeki derin ağrı- bir çırpıda anlatsak olanı biteni huzura erecekti ruhumuz. Sadece paylaşmak, dinlenmek arzusu, bizi bilenlerin bir sürü yorumları değildi ki beklentilerimiz.
Bir gün içimdeki çocuk çıldırırken, susma artık yetmedi mi! diye haykırırken çıktığım bir otobüs yolculuğunda başlamıştı paylaşımlarım. O gün en çok konuşmak istediğim ve kimselere konuşmak istemediğim anlardan bir gece ..
Yol boyunca ne çok şey anlatmıştım, ne çok soru gelmişti yüreğime –yol arkadaşımdan- benim anlamadığım güzel bir oyunla. O biliyordu benim neye ihtiyacım olduğunu. O seçiyordu soruları ben anlatıyordum, cevaplarım yüreğimden dökülen hüzünlerdi. Sabah olup yolculuk biterken yeniden başlıyordum sanki her şeye. Yeniden başlamak! Demek bu kadar çıkılmazlardı içinde olduğum, bunca hüzün hapismiş demek içimde ..
Ve içinizde!
Bir yerde okumuştum, konuşmayan insanlar, kendini güçlü hissedip içine atanlar bir çok şeyi, bir gün mutlaka ortaya çıkacak “üstü örtülü depresyon” lar yetiştiriyordu, büyütüyordu; her geçen gün daha da gizlenen.
Susmak güçlü olmak değildi, konuşmak basitlik değildi. Hakkımızda ne düşünüldüğü önemli değildi. Konuşmak önce kendimize sonra onlara iyilikti. Kişiler seçmemeyi öğrendim ve herkese konuşmamayı, o an yeni tanıdığım
biri, çok eskiden tanıdığım birinden daha yakındı bana .. aslında ruhların samimiyetiydi önemli olan, o an alınan pozitif bir elektrikti dudaklarımdaki kilidi kıran.
Şimdi bile yaptığım bu değil miydi? Sizler bu yazıyı okurken ben çoktan içimdekileri anlatmış olacaktım, an be an paylaşım değildi belki bu, ama biliyorum ki ihtiyacımız olan bir şeyi yapmış oluyoruz.
Özgürlüğüne kavuşsun istiyorum içimizdeki çocuk, ona içimize attığımız; ama yaşanmış bir aşk, ama bir iş sıkıntımız, ama bir dosttan alınmış darbe, bunlardan oluşan hediyeler vermek yerine, konuşmayı, kelimelerin yetmediği yerlerde bakışlarımızı paylaştığımız insanların olduğu çiçekler verelim.
Susmamanın, paylaşmanın; bir şelalenin özgürlüğünce çağladığı anlar oldukça hayatınızda, içinizdeki çocukla her şeyin üstesinden gelebileceğinizi biliyorum. İçindeki çocuktan haberi olmayanlar, sizler için söylenecek bir şey olmadığını düşünüyorum.
Geçen sayımızda kahveme damlayan hüzün, içimdeki çocuğun yazısıydı, şimdi ise o çocuğun dışarıda oluşunun, diğer hapsedilmiş hüzünlere seslenişi ..
...
Hani .... Çığlıklarım susar ya ... Adım atmaya halim kalmaz korkarım ... Hani tek başına değil de, çok olmak isterim ... Sende ister misin? Haydi durma!
Sevgi ve kaygılarımla. |
|
|