ayris's profileCafe AyRisPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    November 08

    Behind Blue Eyes... (Mavi Gözlerin Ardında...)

      

    No one knows what it's like
    Kimse bilmez nasıl olduğunu
    To be the bad man
    Kötü adam olmanın
    To be the sad man
    Üzgün adam olmanın
    Behind blue eyes
    Mavi gözlerin ardında
    And no one knows what it's like
    Ve hiç kimse bilmez nasıl olduğunu
    To be hated
    Nefret edilmenin
    To be fated to telling only lies
    Sadece yalan söyleme mukadder olmanın
    But my dreams they aren't as empty
    As my conscious seems to be
    Fakat rüyalarım bilincimin
    göründüğü gibi boş değiller
    I have hours, only lonely
    Saatlerim var, sadece yalnız
    My love is vengeance
    Benim aşkım bir intikam
    That's never free
    Asla özgür olmayan
    No one knows what it's like
    Kimse bilmez nasıl olduğunu
    To feel these feelings
    Bu duyguları hissetmenin
    Like i do, and i blame you!
    Benim hissettiğim gibi, ve sizi suçluyorum!
    No one bites back as hard
    Kimse o kadar sert ısırmaz
    On their anger
    Öfkeli olduklarında
    None of my pain and woe
    Ne acım ve kederim
    Can show through
    Kendini göstermez
    No one knows what its like
    Kimse bilmez ne olduğunu
    To be mistreated, to be defeated
    Kötü davranılmanın ,bozguna uğratılmış olmanın
    Behind blue eyes
    Mavi gözlerin ardında
    No one know how to say
    Kimse bilmez nasıl söyleneceğini
    That they're sorry and don't worry
    Üzgün olduklarını ve üzülmemen gerektiğini
    I'm not telling lies
    Yalan söylemiyorum
    No one knows what its like
    Kimse bilmez ne olduğunu
    To be the bad man, to be the sad man
    Kötü adam olmanın, üzgün adam olmanın
    Behind blue eyes
    Mavi gözlerin ardında

    July 17

    Sükut

    sükût...
    susuşun her nebzesi adım adım.
    kan kokar her susuşunda.
    ve her nefeste soluk soluğa...
    sükût ki; haykırışında son nefesin.
    yalnızlığında gecenin.
    geride bıraktığın her yol çizgisinin.
    saçlarındaki aklarda sakladığın,
    geçmişin diğer bir adı sükût...
    bir damla göz yaşı,
    yanaklarından süzüldü aşağı.
    doyasıya ağlamak istedin olmadı.
    beyaz duvarlara anlattın derdini,
    anlamadı...
    hatta yumruklamak istedin!
    vurdun...
    vurdun...
    yine de canı yanmadı....
    ağlarken de sükût ediyordun sen!
    oysa ki biliyordun duvarlar anlamaz
    ve en az senin kadar ağlamaz.
    şimdi döktüğün her gözyaşına,
    hem karanlığı karıştırıyor,
    hem de en bilinmedik küfürleri sallıyorsun.
    'kader buysa eğer,
    işte ben kadersizim!' diyorsun...
    arabesk bir sükût!
    'batsın bu dünya' diyerek batırıyor,
    'bir teselli ver' de buluyursun teselliyi.
    en son giden sevgilinin adı,
    'hoşçakal leyla'ydı değil mi?..
    dinliyorsun...
    dinledikçe ağlıyorsun..
    ağladıkça daha bir sükût ediyorsun..
    sonra bir dal parçası geçiriyorsun eline.
    ve biraz büyükçe bir odun parçası daha.
    bir uğraş  benzetiyorsun bir enstrümana.
    sükûtuna karışan öğeleri bir bir;
    örneğin hüzünden bir tel,
    hasretten ve sevgiden birkaç tel,
    son olarak gözyaşından son tel.
    birleştiriyorsun hepsini!..
    yepyeni bir enstrüman icâd ediyorsun kendine..
    çal bakalım!
    haydi çal...
    sabaha çok var..............
    ankara-2001