![]() |
|
Spaces home Cafe AyRisPhotosProfileFriends | ![]() |
|
November 08 Behind Blue Eyes... (Mavi Gözlerin Ardında...)No one knows what it's like Kimse bilmez nasıl olduğunu To be the bad man Kötü adam olmanın To be the sad man Üzgün adam olmanın Behind blue eyes Mavi gözlerin ardında And no one knows what it's like Ve hiç kimse bilmez nasıl olduğunu To be hated Nefret edilmenin To be fated to telling only lies Sadece yalan söyleme mukadder olmanın But my dreams they aren't as empty As my conscious seems to be Fakat rüyalarım bilincimin göründüğü gibi boş değiller I have hours, only lonely Saatlerim var, sadece yalnız My love is vengeance Benim aşkım bir intikam That's never free Asla özgür olmayan No one knows what it's like Kimse bilmez nasıl olduğunu To feel these feelings Bu duyguları hissetmenin Like i do, and i blame you! Benim hissettiğim gibi, ve sizi suçluyorum! No one bites back as hard Kimse o kadar sert ısırmaz On their anger Öfkeli olduklarında None of my pain and woe Ne acım ve kederim Can show through Kendini göstermez No one knows what its like Kimse bilmez ne olduğunu To be mistreated, to be defeated Kötü davranılmanın ,bozguna uğratılmış olmanın Behind blue eyes Mavi gözlerin ardında No one know how to say Kimse bilmez nasıl söyleneceğini That they're sorry and don't worry Üzgün olduklarını ve üzülmemen gerektiğini I'm not telling lies Yalan söylemiyorum No one knows what its like Kimse bilmez ne olduğunu To be the bad man, to be the sad man Kötü adam olmanın, üzgün adam olmanın Behind blue eyes Mavi gözlerin ardında November 06 Genciz, Güzeliz, Umursuyoruz..Kadınsanız, hele bir de 1980 darbesinde henüz dünyada yaptığınız sadece altını ıslatmak ,mamanı yemek ,sana agucu yapanlara dişsiz ağzınla şaşkın şakın gülümsemakse, “apolitik damgası”na yabancı değilsinizdir. Belki ucundan kıyısından bir yardımım dokunur, bizden umudunu kesmiş büyüklerimizin yüreklerine bir avuç su serpilir diye yazıyorum bugün. Bizim yaşlarımızdayken kapı kapı dolaşıp bildiri dağıttığını, suya sabuna dokunmamak yerine, proleter yoldaşlarına omuz veren duyarlı büyüklerimiz! Lütfen okuyun ve anlayın. Genciz, güzeliz ve umursuyoruz! Zafer işaretleri yapmıyor, bozkurt selamları çakmıyor, mahalle duvarlarına siyasi sloganlar yazmıyoruz diye siyasete uzak olduğumuzu iddia etmeyin. Okumadığımızı söylüyorsunuz. Doğru okumayanlarımız da var. Evet kitap okumayı Dan Brown, Susan Tamaro, Robin Sharma okumak sananlarımız var. Üstelik okumadığı gibi düşünmeyenlerimiz de var. Ama lütfen unutmayın ki, onlardan sizlerin arasında da var. İslami akım aldı başını gitti diye yakınırken, üstü kapalı laf soktuğunuz kişiler, bizim değil, sizin akranlarınız. Siz nefesinizin son oksijen molekülüne kadar savunurken görüşlerinizi, biz bozmadık politik dengeleri. Kayıp ve depolitik değiliz! Tamam pek çoğumuz bilmiyor olabilir ‘Dev – Genç’i, ama bu bizi ‘Sev – Genç’ de yapmadı hiçbir zaman. Kulağımızda küpe, elimizde kameralı cep telefonu, ayağımızda converselerimiz var diye; duyarsız, maddiyatçı ve şekilci olduğumuzu iddia etmeyin. 60 kuşağı gibi salt politik değiliz diye, apolitik olduğumuzu da söylemeyin. Ve asla bizim, 80 öncesindeki bazı gençler gibi, daha sağ'ın ve sol'un ne olduğunu bilmeden, silahımızı kapıp eylemlere gitmemizi beklemeyin. Bizi eleştirmek yerine olduğumuz gibi görün artık. Kiminin depolitik kiminin apolitik olarak yorumladığı o boşluktan, çoktan çıktık biz. Biz de görüyor, duyuyor, umursuyoruz. Evet idealistiz ve kariyer peşinde koşuyoruz. Çünkü aç kalmak istemiyoruz. Çünkü ayaklarımız yere basıyor. Evet fikirlerimiz, görüşlerimiz ve ideolojimiz de var. Ama körü körüne değil, bilerek, görerek, sorgulayarak. Kimsenin ve hiçbir şeyin tutsağı değiliz biz. Evet; belkide biz farklı bir diyarda yaşıyoruz ama unutmayın.. Sizi de bekleriz!! Afişler eski ama vaatler tanıdık (seçimlerin yapılmasının üstünde geçen zamanla bunlar gereksiz gibi gelebilir size ama bu kadar siyaset yapmışken yazmadan olmazdı) Tarih Vakfı’nın özel koleksiyonunda bulunan afişler, öce gülümsetiyor, sonra düşündürüyor. Afişler eskimiş ama vaatler dolayısıyla da umutlar değişmemiş sanki… CHP 1957 - “Ne yazık ki traktörü öküzle çekiyoruz!” - Neyse ki öküzler işsiz kalmadı. 1957 - “Nal Mıhı, Kalsiyum, Penisilin, Peynir, Marangoz Malzemesi, Et, Kahve, Lastik, Yedek Parça, Gözlük Camı, Defter, Mürekkep, Yay, Terayağ, Cam, İnşaat Malzemesi, Kanaviçe, Demokrasi YOK!” - Şanslıyız, artık sonuncusu hariç hepsinden biraz var! 1977 - “Silah gidecek, barış gelecek” - Amin. Demokrat Parti 1950 - “Yeter Söz Milletindir” - Hala bu umutla yaşıyoruz. 1957 - “1950 Geri kalmış bir devlettik, 1957 İleri bir dünya milleti olduk” - 2007 başladığımız yerdeyiz. Adalet Partisi 1973 – “Avrupa'yı Asya'ya bağladık” - Ama hala her geçişimizde para ödüyoruz. MHP 1973 - “Denenmiş denenmez, solcuya-renksize aldanma “ - Neyse ki sizi de denemiştik. October 23 MİSYONUMUZ Bu site; yaşadığımız toprakların gencecik fidan kanları ile sulanmasına neden olan terör olaylarına “DUR!” demek isteyenler adına Sivil Toplumun Sesini duyurmak amacıyla kurulmuştur. Siteyi oluşturan 7 TÜRK genci; TÜRK olmanın yükümlülüğünü yerine getirmekten başka herhangi bir amaç gözetmemektedir. Sivil Uyanış Sitesi ;Ulusunu, Bayrağını, Marşını, Toprağını ve Benliğini kaybetmek istemeyen Tüm Vatan Evlatlarının; Dil, Din, Mezhep, Renk, Görüş ayrımları olsa da buluşup kutsal amaç uğruna düşüncelerini dile getirebileceği, tepkilerini ortaya koyabileceği sivil bir yayındır. Bu yayın içerisinde yer alanlar için tek bir parola vardır: Söz konusu Vatan ise; Gerisi Teferruattır. (M.Kemal ATATÜRK) --------------------------------------------------------------------------------------------- Yukarıda okuduklarınız sadece aynı doğruyu savunmaları neticesinde bir araya gelen ve birbirlerinin geçmişini, geleceğini,sesini hatta yüzünü bile görmeden aynı yola baş koyabilen "Vatan Evlatları" tarafından yapılan bir sitenin Misyonumuz bölümüdür. Bu oluşumun bir parçası olmasam bile buraya sanırım ; "bizlerden bekledikleri tek şey ise bir araya gelmek" diye yazardım. Şimdi sadece objektif olmaya çalışıyorum. Site tüm üyelerinin katkıları ile şekillenecek ve yazmak isteyenlerin araştırmaları, makaleleri ile genişleyecek. Msn iletilerinden ya da forum sayfalarından tepki vermekten daha iyi olduğunu ve gerekli yerlerin ilgisini çekilebileceğini düşündüğüm bu sivil yayının sonuna kadar arkasında ve içerisinde olduğumuda büyük bir gururla söylüyorum. Şimdi Sıra Sizde.. Ey Türk! Titre ve Kendine Gel... October 21 Geldikleri gibi gideceklerde Atam,Canımızı yine yaktılar...Bitmedi, bitmek bilmedi bu hain pusu!
Bugün ayın 21’i ve onlarca evladımız yine bir hiç uğruna, kanı beş para etmez bir grup çapulcu için, kanlarını toprağa döktüler. Vatanlarını savundurlar..
Vurdukları belki yaşadıkları köyde çocukluk arkadaşlarıydı ama bazıları dağlara çıkıp eşkıya oldu, bazıları vatanını onlara karşı savundu.
Peki buna kim dur diyecek!!!
Bu iş ne zaman bitecek..
Türkiye bir Cumhuriyet değil artık. bir sömürgedir. ABD’nin kuludur. O teröre dur demediği sürece durmaz, o para vermezse olmaz..
O ne derse o!!
RTE, ABD’nin yeni ürettiği bir maşa markasıdır.
Biz ülkemizin derdinden tek yürek olmuşken, birileri yana yana referandum derdindedir. Neyin acelesidir bu, neyin planıdır..Yetmedi mi sattıkları ve aldıkları. Birileri oğluna gemi alırken, Şırnak’ta elinde silahla dağlarda günlerce it sürüsü kovalayanlar vardı. Aç miraç, işsizler vardı..
Birilerinin çok değerli arkadaşları yeni alet edevat markaları olarak ülke yönetimde en üst kademelere gelebilsin diye, gövde gösterileri yapıldı. Altı üstü kara kuru, bu ülkedeki hiçbir Ayşe’den Fatma’dan farkı olmayan kızları, Ahmet’ten Ali’den farkı olmayan oğulları için yapılan düğün masrafı ile evsizlere ev yapsalardı, borçlara para yatırsalardı, iki tane daha silah alsalardı da bu eşkıyalara evlat vermeseydik…
Tuzları kuru, evleri rahat. Yetmedi mi, 12 can verdik daha geçen hafta ve bir düzine daha. Bizi teselli için 23 terörist öldü deniyor. O 23’nün kanı, bir asker kanı eder mi acaba..
Bu ülkede demokrasi adı altında teröristlere para yediren, onlara kardeşim diyen, şerefsizlere parti açılıyor da, kimsenin sesi çıkmıyor..
Nerdesin Türkiye???
Bu kadar mı açsın, bu kadar mı körsün!!! Sana ramazanda iki kilo pirinç verdi diye oy verdiğin kendi dibini ışıtmayan Ampul altında dilenenler, evlatlarını göz göre göre ölüme yolluyor.
Sınır ötesiymiş!!!!!!!!
Boş versene, oraya gidenlerin hangisi dönebilecek. Adamların evleri orası, peşmergesinden teröristi, askeri, sana saldıracak.
Neydik ne olduk. Kardeşlerimiz, evlatlarımız, bizler doğduğunda başlamıştı bu saldırılar. 1984’ten 2007 ‘ye ne değişti?
Öyle adi, öyle kansız ve kendini bilmez bir topluluk ki bunlar utanmadan “ateşkes” yapıyor..
Sen kimsin, sen nesin??? Adamısın, devlet misin??..
Seni insan yerine koyup, af kanunu çıkaran bu devlete her seferinde kahpelik edip sırtından vurdun. Yediğin ekmek, içtiğin su, kaldığın mağara bu devletin!!!
Burası TÜRKİYE! Adı bu hepimiz Türk’üz!
Hepimiz biriz, elinden geleni ardına koymayın PKK denilen şerefsiz sürüsü..
Kadını, erkeği, genci, yaşlısı hepimiz dağlara gelir, izini bulur, o leş kokulu kanını akıtır, bu ülkeyi ayağa kaldırırız.
Neler gördü bu devlet, ne hain pusulara geldi. Ne başbakanlar, ne partiler gördü.
Ama hep ATAMIN DEDİĞİ GİBİ; “geldikleri gibi giderler!!!!”
Yazan: Aslı Sıla Birkaç Düzenlemeden başka farklı hiç bişey söyleyemeyen: Ayris November 04 Güleriz Ağlanacak Halimize :)1-2 Gün önce sayfamın istatistik bölümünü incelerken bilmediğim bir adresle karşılaştım.
Bu Adres bir forum sayfasına aitti. Merak edip girdim adrese alla alla benim bu forumla ne alakam var ki diye :)
Forumdaki arkadaşlardan sevgili By_SeVdALi_SeHiT
çok sevmiş sanırım ki benim seslendirdiğim İstiklale Gelme şiirini foruma linkimi vermiş. Çok sevindim ve gurur duydum ilk defa yaptığım bi şeyle.
sonra diğer forum kullanıcıları beğenilerini dile getirmiş, nasıl sevindim anlatamam size.Havalara uçtum diyebilirim. Hatta öyle bir havalara girdim ki sormayın.
bu havayla foruma üye oldum ve kendimi tanıtıp teşekkür ettim ve yeni oyun mekanım Atış Poligonumun linkini verdim :)
farklı bir yorum beklerken aldığım yorum şu : Salllllllllaaaaaaaaaa
Sanırım ben olduğuma inanılmadı ya da beğendik tamam ama ne abartıyon kardeşim alla alla anlamında bir yorumdu bu :D
E ne yapalım daha çooookkkkk çalışmam lazımmm çookkkk deyip sineme çekeceğim yani saallllaaaayacağım :)
Dedim ya Gülerim Ağlanacak Halime :)
Hamiş: Bahsettiğim konuya TAM BURDAN ulaşabilirisiniz. Şimdi ben bu yazıyı da oraya kopyalacağım ama neyse SAlllaaaa:D
October 09 Uzun Bir Aradan sonra Tekrar Merhaba!Bilenler Bilir, (bilmeyenlere de bendeniz birinci ağızdan söylemiş olayım) uzun süredir alanıma bir şeyler yazmıyordum.
Bunun nedeni ise yazmayı bırakmış olmamdan değil (ki ben bunu 1-2 sefer denemiştim ancak kalemimle aramdaki ilişkinin yapışık ikizler boyutuna geldiğini farkedip vazgeçmiştim ).
Sanırım Live Spaces formatına dönüşen alanlarımızdaki yenilikleri pek benimseyemediğimden olsa gerek bu alana pek bir şey yazmak istemedim bir süredir.
Ama çenesiyle eş düzeyde kalem kullanan nacizhane bünyem dayanamadı ve kendisine yeni bir oyun alanı buldu. Şimdilik mutluyum alanımda :)
Hani olur ya deliliğin kıyısında olan bu "Çocuk Kadın" neler yazıyor diye merak eder iseniz...
Yazılarım, Şiirlerim, Kalemim (Klavyem,Sivri Dilim ... ya da ne şekilde adlandırmak ister iseniz),Sesim'le bundan sonrasında acemice yapılan benim bi- iki kuru sıkı kurşunumun hedef tahtasında "Atış Poligonu" mda.. bi girin bakın ve lütfen bişeyler karalayın inanın kaybedecek hiç bi şey yok.Kazanılacak varmı?...İşte orası göreceli. Kimbilir belki de aynı teğette buluşuruz bir ara.. Sevgiyle September 21 (Atış Poligonunun İlk Hedefi Bir Yazı)
sana gelmesini beklemek, sana değer vermesini beklemek, seni şaşırtmasını beklemek, sevgi, ilgi beklemek, merak edilmeyi beklemek, birinin senden sürekli haberdar olmayı istemesini beklemek hem de özgürlük şarkıları söylerken. ve birisinin seni sürekli kendinden haberdar etmesini beklemek. aşk hep bekletir... aşk hep istemektir... aşk hep ister çok az verirken. aşk doymaz, açlığıyla biler kendini mutsuzluğa yatkın koyu gecelerde. mesela acı duyumsayınca varlığından emin olup kaleme sarılır yazarlar. aşk gelmemiştir yada istenileni vermemiştir. halbuki onun uğruna neler feda edilmiştir. özenle sıralanır gizli defterlere birgün okunması beklentisiyle. yazarın gizli defteri onun sadık şahididir. aşk umuttur en çok... birgün gelecek mutlu, sorunsuz günler demektir. o gelecek ve hayat daha çekilir olacaktır. geceleri yalnız kalınmayacaktır. dertler paylaşılıp azalacaktır. özgürce şımarılacaktır. biri sırf naz çekmek için o gün yanında olacaktır. ona kendini özel ve şanslı hissettirecektir. aşk bencildir aslında... karşılığını ödetecektir. aşk bir arada kalmak isteyenleri kendine kul edecektir. kuralları sabitleyip umutla sarılınan duyguyu zamanla sıradanlaştıracaktır. ama kuruntu aşılayıp hareketlendirecektir de bazen... aşk hüznü sever en çok.en zayıf anda neşeyi alacak ve hırçınlığı koyacaktır ortaya. taraflar silahlanıp saldıracaktır. aşkı memnun etmek için aşk uğruna aşığına... August 04 Korku..
Buharlı bakışlarda bulduk hepimiz aradıklarımızı katran gecelerde. Puslu sonbaharın ılık akşamlarında kulak memelerimizin arkalarına bir dokunup bir yok olan kaçak esintilerde. Heyecanlanmak istediğimiz günlerde, yaz veya kış. Hep bağlanmak istedik, hep kaçmak, uzaklaşmak ama aslında güçlenmek.
August 03 Ah Sevdiğim (!) Sözcükler
Ah sevdiğim sözcükler,
ihanettesiniz bana ölümü böyle yakından izlediğimden beri.
Kollarıma baka baka uzaklığını kestirdiğim yollara taş, çamur, toz toprak bulaşmışsa,
kış yorgunuysa bacaklarım ve ağrıyorsa memelerim dünyanın tüm öksüz bebeklerini emzirmişim gibi,
havada bahar kokusu eksik demektir.
Her sabah bahçemi ziyaret eder, erik ağacının dallarını yoklar oldum,
şiire vurgun bir ablama çiçekli bir bahar dalı sözü verdim vereli ya,
ağaç bana mısın demiyor,
uzatmıyor ki dudaklarını öpeyim en beyaz çiçekli yerinden.
Ah sevdiğim sözcüler,
ihanettesiniz bana kış kente indi ineli ,
canıma yetmiş artık, aklımın dolambaçlı yollarında her daim sinir krizleri...
Yollarda zincirleme yürüyen insanlara tekmeler savurasım,
vapurda yer kapmak için beni itekleyen bunak karıyı tutup denizlere savurasım var.
Benden farklı değil ya diğer insanlar da,
kıştan soğuktan herkeste bir bezginlik...
Sabah akşam gözlerini göğe çevirip çevirip sorar/sorgular olmuşlar nerede bu güneş diye de,
akıllarına gelmez ki güneş küsmüş de göstermek istemez yüzünü.
Akıllarına gelmez, dökülmek üzere olan çocuk kanının bahara yakışmayacağı,
akıllarına gelmez, bu faciaya güneşin tanık olmak istemediği.
Hep ister insan oğlu, hem güneşi, baharı, çiçeği ister; hem savaşı, kanı, nefreti ister.
Yarimi de orduya ister üniformalı, apoletli adamlar,
kalem yakışan ellerine silah, hüzün yakışan gözlerine ölüm sürmek için.
Hasrete vururlar boynumuzu, darağacına çekerler sabahlara sarmaş dolaş uyanışlarımızı.
Gördüğüm en güzel, en becerikli erkek elleri,
emeğe yakışan, şiire yakışan elleri görünmez kelepçelerde şimdi,
o kelepçelerin her yanından Anadolu'ya uzanan zincirler var.
Hangi zincir çekerse, yurdun o kasabasına sürerler yarimin kıvrımlarına kir bulaşmamış beynini.
Ah sevdiğim sözcükler,
çırpın kanadınızı beyaz kağıtlara,
ağlamadan mürekkep mürekkep,
dökülün hece hece, bağırmayın, çığlık atmayın ne olur.
Fısıldayın yalnızca içimin isyanlarını,
fısıldayın aşkın acısını değil hüznünü sevdiğimi,
hayatta mutluluk değil, sevinçler aradığımı.
Ne olur sevdiğim sözcükler, eskimesin aynalarda gördüğümde içime küçük bir gülücük serpen güzelliği yüzümün.
Hep haklı çıksın eski sevgililerin bu yüze özlemleri,
bir bakışta aşık olsun yine bana sokak kedileri.
Sahi nereden bilir bu kediler onlarla konuştuğumda,
gözlerimin ta içine bakmaları gerektiğini?
Kim öğretti köpeğime gök gürültüsünden kesinlikle korkulması gerektiğini?
Kim öğretti kuşlara yuvalarını dallardan örmeyi,
kim öğretti on dördündeki kızlara dişleriyle, tırnaklarıyla sevişmeyi?
Ah sevdiğim sözcükler,
koynuna giresim var bu akşam en dokunulmamış sevdaların.
Bozasım var aklımın bekaretini,
bir kurşun sıkasım var sol göğsümün altından.
Silahları hiç sevmedim, hiç de dokunmadım ya,
bu beden benim, bu hayat benim,
bu sessizliğinde çığlıklar barındıran fısıltılar benim,
hepsini kökünden susturasım var...
Kaç kişiyiz biz?Nicedir bu sorunun yanıtını arıyorum.
Yollamış olduğu mail ile bana bu siteyi gösteren sevgili Işıl' a teşekkürlerimle..
July 24 Sonunda bitti.Üzerinde o benim giymekten nefret ettiğim mavi önlük varken ben yanında değildim o gün; bedenimle. Ellerini tuttum her anında; yüreğimle. Dualarım seninle oldu hep ve daima olacak prensesim. Bu dünyada tüm güzellikleri hak ettiğini ve hep üzüldüğünü söylemeyeceğim hiç kimselere. Seni üzenler bir gün bir yerlerde anlayacaklar. Derim ki bırak anlamasınlar… Gideceğiz bir gün seninle buralardan. Gel vazgeçelim şu sevdadan, gidenlere üzülmeyi atalım bir bir denizlere, gitsinler, bitsinler; öğreniriz “önce can”ı ardından… Yüreğimi ortaya koyduğum ne varsa lanet olsun, değer verdiğim her şeyi kırıp dökmek geliyor içimden. İyi dileklerimi çöpe attım kimseye söylenecek güzel söz kalmadı içimde. Bu ben değilim biliyorum bebeğim, kötü sözler bilmezdim, öğretiyorlar, utanmıyorlar. ”Lale Devri”nde değiliz; oraya aitiz… Seni seviyorum Alexia'm, mavi önlük üzerindeyken alnını okşuyor olacağım, ellerini tutacak ve fısıldayacağım sen buraya dönene dek, ne olur beni bırakma buralarda, özletme. Beni almadan gitmek yok, sözümüzü unutma sakın. Maviyi ve okyanusu asla unutma. Kalbim seninle. Sevgimle… July 19 Gittin..
Gittin…
Yaşanılanlar umut olmadı yüreğinde, yeni umutlar yeşertmeye güç bulamadın. Ben de yardımcı olamadım sana. Uzaktan tuttuğum fenerin ışığıyla, ne seni görebildim, ne de kendimi gösterebildim. Aydınlığa çıktığımızda anladık farklı yerlerde olduğumuzu ve yaşananlara anlam verememenin sarhoşluğuyla uyandık. Meğer seni yolcu edeli ne kadar çok olmuş. Sen zaten gitmişsin; ben yokluğundan, yokluğunu fark edememişim. Yokken var olan sen, varken yok olmuşsun zamanla.
Gittin ya…
Uzaklara, bilmediğim diyarlara. “Güçlü ol” diyen sesin kaldı bana, hatıralarından daha kuvvetli, daha gerçekçi. Sensizliğe alışmaya güçlü olmakla başladım bende. İstanbul’daki tüm anılarını toplattırdım “zararlı” bahanesiyle. Resimlerini karşı komşunun kızına verdim taşınmadan önce. Yokluğunda yokluğuna alışmayı daha da kolaylaştırdım böylece.
Gittin gideli…
Geri dönme ihtimalini hiç düşünmedim. İtiraf etmeliyim, geri dönmeni de hiç istemedim. Güçlü oldum dediğin gibi, sana hiç boyun eğmedim. Gittiğin yollardan göndermedim umutlarımı, sahip çıktım yüreğime, sende bırakmadım. Yüreğim içimde, onunda içinde sevgim; yeni umutlarımla yeniden aşık oldum.
Gittin ve bitti…
Ben kabullendim gidişini ve sana dair her şeyin bitişini ama kabullendiremedim bazı dostlara. Ne çabuk unuttun diyenlere
güldüm geçtim, biraz da kızdım. Anlam veremedim insanların geceler boyu ağlamamdan mutlu olmalarına(!), beni bırakıp gidenin ardından yas tutup, göz yaşları dökmemi beklemelerine. Bu yüzden hiç çaba sarf etmedim mutlu olduğuma onları inandırmaya. mutluydum ya, kime ne?
Sen gittin ve ben devam ediyorum yaşamaya… Mutlu, umutlu ve sevgi dolu.
Sana uğurlar ola…
19 Mayıs 2006-İstanbul
Gönlümle baş başa düşündüm demin; Üşüyorum..İçim....
Ben seni asla bırakmayacağım... Not: Biraz dua dostlar..Can Arkadaşım, Güzelim,İç'im,Alexia şu saatlerde ülkemizden, bizlerden çok uzaklarda, sağlığına kavuşmak için bıçaklarla sevişiyor. Biraz dua dostlar, size anlatacak daha çok hikayemiz var..Yardım edin de içimsiz kalmayayım.. Şu yaz sıcağında üşümekten kurtulayım.. Özel İnsanlarız(!)O kadar özel ki; en iyilerine layığız(!).
Hep duyduğumuz ve nedense en iyilerden hep uzak.
Mutluyuz, enerjimizle herkesin kendini iyi hissetmesini sağlarız.
Bizden başka, herkes mutludur, herkes en iyisini yaşarken biz layık olduğumuz(!) en iyi şeyleri unutup, O'nların sevincine adamışızdır kendimizi.
Artık çok geçtir. Mutlu olmak için çok geç …
Sadece sevmeye programlanmış bir robot, bir eşya gibi hissederiz.
Kullanılmış ve bir köşede unutulmaya hazır.
Aklımızın zindanlarında gong sesi duyulduğunda; o an ki, odamızdır en huzurla ağlayacağımız yer, en rahatsız yerinde, önce omuzlar düşer, ardından yıkılırız, ayakta …
Yıkılmanın ilk anında bir okyanusun kıyısında olma hayali yine yerindedir, kumsala vuran dalgaları düşünürüz, dalga sesleri bizi güvenle kucaklayacaktır, hiç beklentisiz dostlarımız oluverirler, biz onları sevmeden, hiçbir şey vermeden sadece o an sımsıkı sarılıp, her şeyi unutturacak güçleri vardır. Bir yudum bile sevmeden biz onları, bizi saracaklardır. Aklımızda bunca düş, gözlerimiz bomboş ellerimize dalar, buğulanır bakışlar ve o katil soru dikilir! Neden?!Neden ben!
Neden mi sen? Çünkü sen özelsin demiştir O, en ağır bitiştir…
O: Çok iyisin sen, beni hak etmediğim kadar sevdin, fazla seviyorsun, sevgin fazla geliyor, özgür olmalıyım. Benim istediğim kadar sevmelisin beni, istediğim kadar kalmalısın benimle, beni en sevdiğin saatte, çekip gitmeliyim, okyanusun kıyısında dalgaları düşlerken sen ve ellerin bomboşken; gözlerinde, ben gittiğim yerde... Güzeldi her şey, sen çok özeldin. Yeni bir başlangıç, ilk heyecanlar için sabırsızlanıyorum. Ne kadar harika oluyor. Yaşam bu, kaç tane yeni başlangıcım olursa o kadar mutlu olacağım. Küçük bir hata yapıyorsun, zor olmayı unuttun sen.
Ve ben, yıkılırken düşmek istiyorum. Düşmek ve düşünememek. Özel olmamak artık. Zor olmaya gücüm yok. Kısaca bir hiç olmak artık.
Hayat; teşekkürler tüm verdiklerin için, aldıklarına göz yumuşum bir yudum sevgi* içindi.
*Yok öyle bir şey. ***
Yağmur tutma ellerimden, tutma! düşmeliyim, düşürülmeden... July 18 Telsiz memuru
Bunu yüz kere yazsak yeridir: July 17 ...
Ah ne kolaydı önceden kapıları vurup çıkmak, ardına dönüp bakmamak. Şimdi kendimi sıkıştırdım bir iş, bir aile, bir eskimeyen eski sevgiliye. Attığım her adımın geriye doğru olduğunu bilmek ne acı. Bütün kapılarımı kapatıp, başka yollara, diyarlara kaçsam. Ama ne işe yarar taşıdığım beyin, yürek aynı oldukça. Ne fayda ben yüreğimdekileri salıvermey |